Ağır Ceza Avukatı İstanbul | Ağır Ceza Davaları ve Savunma

Ağır Ceza Avukatı İstanbul

Ağır ceza yargılamaları, ceza hukukunun hem hukuki hem de fiilî sonuçları bakımından en dikkatli yürütülmesi gereken alanlarından biridir. Bir kişi hakkında ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suç nedeniyle soruşturma başlatılması; yalnızca ileride yapılacak bir duruşmadan ibaret değildir. Kolluk aşamasında gerçekleştirilen arama ve el koyma işlemlerinden savcılık ifadesine, tutuklama değerlendirmesinden dijital materyallerin incelenmesine kadar soruşturmanın ilk saatlerinden itibaren alınan kararlar dosyanın sonraki seyrini doğrudan etkileyebilir.

Bu nedenle İstanbul’da ağır ceza soruşturması veya kovuşturmasıyla karşılaşan kişiler açısından savunmanın yalnızca duruşma günü hazırlanması yeterli değildir. Ağır ceza dosyasında yapılması gereken temel çalışma; suçlamayı, maddi vakıayı ve delilleri birbirinden ayırarak her birini ayrıca değerlendirmektir.

Bir dosyada savcılığın ileri sürdüğü olay anlatımı ile dosyada gerçekten bulunan deliller her zaman aynı şeyi göstermeyebilir. Ceza yargılamasının temel meselelerinden biri de tam olarak burada ortaya çıkar: Bir şüphenin bulunması ile suçun hukuken ispat edilmesi aynı şey değildir.

Ağır Ceza Avukatı Nedir?

“Ağır ceza avukatı” şeklindeki ifade uygulamada yaygın olarak kullanılmakla birlikte avukatlık mevzuatında ayrı bir avukatlık ruhsat türünü ifade etmez. Genel anlamıyla ağır ceza avukatı; ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlar başta olmak üzere ceza soruşturması, kovuşturması, kanun yolları ve infaz süreçleri üzerinde çalışan ceza hukuku avukatını ifade etmektedir.

Ağır ceza yargılamalarında önemli olan yalnızca isnat edilen suçun kanundaki ceza miktarı değildir. Delilin nasıl elde edildiği, delilin sanıkla bağlantısının nasıl kurulduğu, suç kastının bulunup bulunmadığı ve fiilin doğru hukuki nitelendirmeye tabi tutulup tutulmadığı da ayrıca değerlendirilmelidir.

Özellikle İstanbul gibi soruşturma ve dava sayısının oldukça yüksek olduğu bir şehirde ağır ceza dosyaları çok farklı nitelikte olabilir. Bir dosya banka hesap hareketlerine dayanırken başka bir dosyanın temelini HTS kayıtları, kamera görüntüleri, cep telefonu incelemeleri veya tanık anlatımları oluşturabilir.

Bu sebeple ağır ceza savunmasında standart ve her dosyaya uygulanabilecek tek bir savunma metninden söz etmek mümkün değildir.

Ağır Ceza Avukatı Hangi Davalara Bakar?

Ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlar somut olayın niteliğine göre değişebilmekle birlikte uygulamada özellikle şu suç tipleri ağır ceza yargılamalarına konu olmaktadır:

  • Kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüs,
  • Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti,
  • Nitelikli dolandırıcılık,
  • Nitelikli yağma,
  • Bazı cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar,
  • Suç örgütü kapsamında işlendiği ileri sürülen suçlar,
  • Resmî belgede sahtecilikle bağlantılı bazı ağır suç dosyaları,
  • Bilişim sistemleri kullanılarak gerçekleştirildiği iddia edilen nitelikli suçlar,
  • Kanunda ağır ceza mahkemesinin görev alanına bırakılan diğer suçlar.

Her suç tipinin delil yapısı farklıdır. Bu nedenle örneğin uyuşturucu ticareti suçunda uygulanabilecek savunma yöntemleriyle internet üzerinden işlendiği iddia edilen bir nitelikli dolandırıcılık dosyasındaki savunma yaklaşımı aynı olmayacaktır.

İstanbul Ağır Ceza Avukatı Hangi Suçlarla İlgilenir?

İstanbul’da görülen ağır ceza dosyalarının önemli bir bölümü klasik tanık ve müşteki anlatımlarının yanı sıra dijital deliller, banka kayıtları ve telekomünikasyon verileri üzerinden yürütülmektedir.

Bu nedenle modern ağır ceza yargılamasında yalnızca Türk Ceza Kanunu hükümlerinin bilinmesi yeterli olmayabilir. Teknik verinin hukuki anlamının da doğru biçimde değerlendirilmesi gerekir.

Nitelikli Dolandırıcılık Davaları

Son yıllarda ağır ceza mahkemelerinde sıklıkla görülen dava türlerinden biri nitelikli dolandırıcılık suçlamalarıdır.

Bu dosyalarda banka hesapları, IBAN numaraları, telefon hatları, IP adresleri, sosyal medya hesapları ve mesajlaşma kayıtları sıklıkla delil olarak kullanılmaktadır.

Fakat banka hesabının bir kişiye ait olması, hesaba para gönderilmiş bulunması veya bir telefon hattının kişinin adına kayıtlı olması tek başına her zaman suçun bütün unsurlarının gerçekleştiğini göstermeyebilir.

Ceza sorumluluğu kişiseldir.

Bu nedenle özellikle şu sorular incelenmelidir:

  • Para transferini kim gerçekleştirdi?
  • Hesabı fiilen kim kullandı?
  • Hesap sahibinin para transferinden bilgisi var mıydı?
  • Para hesapta kaldı mı, başka hesaba mı gönderildi?
  • Sanığın maddi menfaat elde ettiği gösterilebiliyor mu?
  • Mağdurla iletişim kuran kişi sanık mı?
  • Telefon ve IP verileri sanıkla nasıl ilişkilendiriliyor?
  • Suç kastının varlığını gösteren somut delil bulunuyor mu?

Nitelikli dolandırıcılık ve diğer ceza soruşturmalarına ilişkin uygulamaya yönelik değerlendirmeler için Av. Tevfik Yıldırım’ın ceza hukuku çalışmalarına ayrıca bakılabilir.

IBAN Kullandırma Dosyalarında Savunma

IBAN kullandırma dosyaları ceza yargılamasında ayrıca değerlendirilmesi gereken alanlardan biridir.

Bir kişinin banka hesabına suçtan elde edildiği ileri sürülen paranın gönderilmiş olması ciddi bir şüphe doğurabilir. Ancak ceza mahkûmiyeti açısından hesabın kime ait olduğunun ötesine geçilerek hesabın suç amacıyla bilinçli olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılması gerekir.

Hesap hareketlerinin incelenmesi, para çekme görüntülerinin bulunup bulunmadığı, mobil bankacılık girişleri, kullanılan cihazlar, IP kayıtları ve para transferlerinin devamındaki hareketler önem taşıyabilir.

Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Suçu

Uyuşturucu madde ticareti suçlarında yargılamanın en önemli meselelerinden biri ele geçirilen maddenin hangi amaçla bulundurulduğunun değerlendirilmesidir.

Maddenin miktarı elbette önemlidir; fakat tek değerlendirme kriteri değildir.

Dosyada;

  • Maddenin ele geçirildiği yer,
  • Paketleme şekli,
  • Hassas terazi bulunup bulunmadığı,
  • Telefon yazışmaları,
  • Para hareketleri,
  • Tanık veya diğer sanık anlatımları,
  • Teknik takip kayıtları,
  • Fiziki takip tutanakları

birlikte değerlendirilmelidir.

Bir delilin sanık aleyhine görünmesi, dosyadaki diğer bütün delillerden bağımsız olarak yorumlanabileceği anlamına gelmez.

Yağma ve Nitelikli Yağma Davaları

Yağma suçlarında cebir veya tehdidin niteliği, malın alınmasıyla bağlantısı ve sanığın olay içerisindeki rolü önemlidir.

Birden fazla kişinin bulunduğu olaylarda her sanığın aynı hukuki sorumluluğa sahip olduğu varsayımıyla hareket edilmemelidir.

Fail, müşterek fail ve yardım eden ayrımı somut olay içerisinde ayrıca incelenmelidir.

Kasten Öldürme ve Öldürmeye Teşebbüs Davaları

Kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüs dosyalarında olayın gerçekleşme şekli, kullanılan araç, darbenin yönü, hedef alınan bölge, taraflar arasındaki önceki ilişki ve olay sonrasındaki davranışlar hukuki nitelendirmede belirleyici olabilir.

Öldürme kastı ile yaralama kastının birbirinden ayrılması birçok dosyada yargılamanın temel tartışma konusudur.

Adli tıp raporları ve olay yeri incelemeleri bu nedenle özellikle dikkatli değerlendirilmelidir.

Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar

Cinsel suç dosyaları, tarafların özel hayatını doğrudan ilgilendirdiği ve çoğu zaman olayın doğrudan tanığının bulunmadığı dava türlerindendir.

Bu dosyalarda beyan delilinin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Ancak mağdur veya müşteki beyanının nasıl değerlendirileceği konusunda otomatik bir kabul veya ret yaklaşımı doğru değildir.

Beyanların;

  • Kendi içerisinde tutarlılığı,
  • Olayın olağan akışı,
  • İlk anlatımdan sonraki değişiklikler,
  • Diğer maddi deliller,
  • Mesajlaşmalar,
  • Kamera kayıtları,
  • Adli raporlar

ile birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Ağır Ceza Davası Nasıl Başlar?

Ceza davasının başlangıcı çoğu zaman mahkemede değil soruşturma aşamasındadır.

Bir ihbar, şikâyet, kolluk tespiti veya başka bir dosyadan elde edilen bilgi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılabilir.

Soruşturma Aşaması

Soruşturma aşamasında savcılık leh ve aleyhe delilleri toplamakla yükümlüdür.

Ancak soruşturmanın ilerleyen aşamalarında toplanacak deliller açısından savunmanın aktif olması önem taşıyabilir.

Şüpheli lehine olan kamera görüntüsünün kaybolması, bazı dijital kayıtların saklama süresinin sona ermesi veya belirli tanıklara daha sonra ulaşılamaması mümkündür.

Bu nedenle savunmanın “dava açıldıktan sonra bakarız” yaklaşımıyla yürütülmesi her zaman doğru sonuç doğurmaz.

Arama ve El Koyma İşlemleri

Ağır ceza soruşturmalarında konut, iş yeri, araç veya kişisel dijital cihazlarda arama yapılabilir.

Arama ve el koyma işlemlerinde;

  • Kararın kapsamı,
  • Aramanın gerçekleştirildiği yer,
  • El konulan materyaller,
  • Dijital kopyalama işlemleri,
  • İmaj alma yöntemleri,
  • Tutanakların içeriği

daha sonraki yargılama açısından önem taşıyabilir.

Savcılık İfadesi

Şüphelinin savcılık aşamasındaki beyanı dosyanın önemli parçalarından biridir.

Bu aşamada dosyanın niteliğine göre açıklama yapılması kadar bazı konularda açıklama yapılmaması da savunmanın bir parçası olabilir.

Ceza muhakemesinde şüphelinin susma hakkı bulunmaktadır.

Dolayısıyla ifade stratejisi “her soruya mutlaka cevap verilmelidir” düşüncesi üzerinden değil dosyanın somut özellikleri üzerinden belirlenmelidir.

Tutuklama Talebi

Tutuklama bir ceza değildir; koruma tedbiridir.

Bununla birlikte kişi özgürlüğü üzerinde doğrudan sonuç doğurduğundan ceza soruşturmasının en kritik aşamalarından biridir.

Tutuklama değerlendirmesinde yalnızca isnat edilen suçun ağırlığı değil;

  • Kuvvetli suç şüphesi,
  • Kaçma şüphesi,
  • Delilleri karartma ihtimali,
  • Ölçülülük,
  • Adli kontrol tedbirlerinin yeterli olup olmayacağı

değerlendirilmelidir.

Ağır Ceza Mahkemesinde Yargılama Süreci

Savcılık tarafından hazırlanan iddianamenin mahkemece kabul edilmesiyle kovuşturma aşamasına geçilir.

Bundan sonra sanık, müşteki, tanıklar ve diğer deliller mahkeme huzurunda değerlendirilir.

İlk Duruşma Neden Önemlidir?

İlk duruşma birçok ağır ceza dosyasında dosyanın genel çerçevesinin ortaya çıktığı aşamadır.

Sanığın ayrıntılı savunmasının alınması, müştekinin dinlenmesi, tutukluluk durumunun değerlendirilmesi ve yeni delil taleplerinin karara bağlanması mümkündür.

Özellikle tutuklu yargılamalarda ilk duruşma tahliye değerlendirmesi bakımından ayrıca önem taşıyabilir.

Delillerin Tartışılması

Ceza muhakemesinin amacı dosyada bulunan delillerin yalnızca sıralanması değildir.

Asıl mesele bu delillerin neyi ispatladığıdır.

Örneğin bir telefon görüşmesinin yapılmış olması ile bu görüşmenin suç amacı taşıdığının ispat edilmesi farklı şeylerdir.

Aynı şekilde bir kişinin olay yerinde bulunduğunun gösterilmesi ile suçun faili olduğunun ispat edilmesi de birbirinden ayrılmalıdır.

Ağır Ceza Davalarında Dijital Deliller

Günümüz ağır ceza dosyalarında dijital deliller giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

Cep telefonu incelemeleri, sosyal medya kayıtları, e-posta hesapları, baz istasyonu kayıtları, IP tespitleri, bulut depolama verileri ve banka uygulamalarına ilişkin bilgiler soruşturmalarda kullanılabilmektedir.

Telefon İncelemeleri

Telefon içerisinde bulunan bir mesajın, dosyanın sanığı tarafından oluşturulduğu otomatik olarak kabul edilmemelidir.

Telefonun kim tarafından kullanıldığı, mesajın gönderildiği tarih, hesabın oturum bilgileri ve cihaz üzerindeki diğer teknik veriler birlikte değerlendirilmelidir.

HTS ve Baz İstasyonu Kayıtları

HTS kayıtları özellikle kişiler arasındaki iletişimi ve hat hareketlerini ortaya çıkarmak amacıyla kullanılmaktadır.

Ancak HTS kaydı çoğunlukla görüşmenin içeriğini değil iletişimin gerçekleştiğini göstermektedir.

Bu nedenle iki kişinin telefon görüşmesi yapmış olması, konuşmanın suçla ilgili olduğunu tek başına ispatlamaz.

IP Adresi Delili

IP adresleri bilişim suçları, dolandırıcılık ve dijital materyallere ilişkin soruşturmalarda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

IP adresinin belirli bir internet aboneliğine tahsis edilmiş olması ile işlemi gerçekleştiren kişinin kim olduğunun belirlenmesi aynı mesele değildir.

İnternet bağlantısının kimler tarafından kullanılabildiği ve ilgili cihazın belirlenip belirlenmediği ayrıca araştırılmalıdır.

Banka Hesapları ve Para Transferleri

Banka hareketleri nitelikli dolandırıcılık ve ekonomik nitelikteki suçlarda oldukça güçlü deliller olabilir.

Ancak hareketin varlığı kadar hareketin hukuki anlamı da önemlidir.

Örneğin paranın bir hesaba gelmesi, hesaptan başka bir kişiye transfer edilmesi ve son olarak nakit çekilmesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Ağır Ceza Davalarında Savunma Nasıl Hazırlanır?

Etkili ceza savunması yalnızca uzun bir dilekçe yazılması anlamına gelmez.

Bazı dosyalarda birkaç temel çelişkinin ortaya çıkarılması onlarca sayfalık teorik açıklamadan daha etkili olabilir.

Önce İddia Belirlenmelidir

Savunmanın ilk aşamasında şu soru sorulmalıdır:

Savcılık sanığın tam olarak ne yaptığını ileri sürmektedir?

Bu soru basit görünse de bazı kapsamlı iddianamelerde sanık hakkındaki isnat açık biçimde ayrıştırılmamış olabilir.

Suçlamanın sınırları belirlenmeden etkili savunma hazırlanması güçleşir.

Delil ile Yorum Birbirinden Ayrılmalıdır

Ceza dosyalarında birçok tutanak veya değerlendirme doğrudan delil değil, delilden çıkarılan yorum niteliğinde olabilir.

Savunmada bunun ayrıştırılması gerekir.

Örneğin:

“Sanığın hesabına para gönderilmiştir.”

bir olgu olabilir.

Buna karşılık:

“Sanık bu nedenle dolandırıcılık eyleminin failidir.”

aynı olgudan çıkarılmış hukuki ve fiilî bir sonuçtur.

İkinci sonucun kabul edilebilmesi için aradaki bağlantının ayrıca ispatlanması gerekir.

Suçun Manevi Unsuru İncelenmelidir

Ceza hukukunun temel unsurlarından biri kasttır.

Bir hareketin gerçekleşmiş olması tek başına her durumda cezai sorumluluk doğurmaz.

Sanığın fiilin niteliğini bilip bilmediği ve sonucu isteyip istemediği suç tipinin özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu mesele özellikle banka hesabı kullandırma, şirket işlemleri, başkası adına gerçekleştirilen para transferleri ve üçüncü kişilerin kullandığı telefon hatları gibi dosyalarda önem taşımaktadır.

Hukuka Aykırı Deliller Ağır Ceza Davasında Kullanılabilir mi?

Ceza yargılamasında delilin yalnızca içeriği değil elde edilme yöntemi de önemlidir.

Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin mahkûmiyet kararının temeli haline getirilip getirilemeyeceği ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu nedenle arama, el koyma, iletişimin tespiti ve dijital inceleme işlemlerinde usul hükümlerine uyulup uyulmadığının incelenmesi savunmanın ayrılmaz parçalarından biridir.

Ağır Ceza Davasında Beraat Hangi Durumlarda Verilebilir?

Her ağır ceza davası mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmaz.

Ceza muhakemesinin temel amaçlarından biri suçsuz kişilerin cezalandırılmasını önlemektir.

Beraat kararı çeşitli hukuki nedenlere dayanabilir.

Sanığın Suçu İşlediğinin Sabit Olmaması

Dosyadaki deliller sanığın suçu işlediğini kesin biçimde ortaya koymuyorsa mahkûmiyet kararı verilemez.

Ceza yargılamasında ihtimal ile mahkûmiyet arasında önemli bir fark bulunmaktadır.

Kastın Bulunmaması

Bazı dosyalarda maddi hareket sabit olsa bile suç kastının bulunmadığı sonucuna ulaşılabilir.

Bu durumda suçun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığı ayrıca tartışılmalıdır.

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Ceza hukukunda yerleşmiş temel prensiplerden biri şüpheden sanığın yararlanmasıdır.

Mahkûmiyet kararının varsayıma değil, hukuka uygun şekilde elde edilmiş ve suçun işlendiğini ortaya koyan delillere dayanması gerekir.

Tutuklu Ağır Ceza Davalarında Tahliye Talebi

Tutuklama kararının verilmiş olması tedbirin yargılama sonuna kadar otomatik biçimde devam edeceği anlamına gelmez.

Tutukluluğun devam ettiği her aşamada tedbirin gerekliliği yeniden değerlendirilmelidir.

Tutuklamaya İtiraz

Tutuklama kararlarına karşı kanunda belirlenen usul çerçevesinde itiraz mümkündür.

İtiraz dilekçesinde yalnızca kişinin tahliye edilmesinin istenmesi yerine tutuklama gerekçelerinin somut dosya bakımından neden bulunmadığının açıklanması daha sağlıklı bir yöntemdir.

Adli Kontrol Seçeneği

Yurt dışına çıkış yasağı, imza yükümlülüğü veya diğer adli kontrol tedbirlerinin yeterli olabileceği durumlarda tutuklamanın ölçülülüğü ayrıca tartışılabilir.

Ağır Ceza Mahkemesi Kararına Karşı İstinaf

İlk derece ağır ceza mahkemesinin verdiği karar her zaman yargılamanın son aşaması değildir.

Kanuni koşulların bulunması halinde bölge adliye mahkemesine istinaf başvurusu yapılabilir.

İstinaf incelemesinde;

  • Delil değerlendirmesi,
  • Hukuki nitelendirme,
  • Usul hataları,
  • Gerekçeli karar,
  • Ceza miktarı,
  • Lehe hükümlerin uygulanması

gibi birçok mesele ileri sürülebilir.

Yargıtay Temyiz Süreci

Kanunda temyize açık bulunan kararlar bakımından Yargıtay incelemesi gündeme gelebilir.

Temyiz aşamasında ilk derece yargılamasında tartışılan hususların yanı sıra bölge adliye mahkemesi kararının hukuka uygunluğu da incelenir.

Olağanüstü Kanun Yolları

Kesinleşen ceza kararlarında bazı istisnai hukuki yollar bulunmaktadır.

Bunlar arasında somut olayın özelliklerine göre;

  • Yargılamanın yenilenmesi,
  • Kanun yararına bozma,
  • Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı,
  • Bireysel başvuru

gibi yollar gündeme gelebilir.

Her kesinleşmiş mahkûmiyet kararı açısından aynı hukuki yolun uygulanması mümkün değildir. Öncelikle kararın kesinleşme şekli ve ileri sürülen hukuka aykırılığın niteliği belirlenmelidir.

İstanbul’da Ağır Ceza Mahkemeleri Nerelerde Bulunur?

İstanbul’un büyüklüğü nedeniyle ağır ceza mahkemeleri tek bir adliyede faaliyet göstermemektedir.

Dosyanın işlendiği yer ve yargı çevresine göre farklı adliyelerde yargılama yapılabilir.

İstanbul Adalet Sarayı – Çağlayan

İstanbul’un Avrupa Yakası’ndaki çok sayıda ceza soruşturması ve ağır ceza davası İstanbul Adalet Sarayı’nda görülmektedir.

Bakırköy Adliyesi

Bakırköy yargı çevresine giren suçlara ilişkin ağır ceza davaları Bakırköy’de bulunan ağır ceza mahkemelerinde görülebilir.

İstanbul Anadolu Adliyesi

Anadolu Yakası’nda işlenen birçok suç bakımından İstanbul Anadolu Adliyesi ağır ceza mahkemeleri görev yapmaktadır.

Görevli ve yetkili mahkeme belirlenirken suçun işlendiği yer, suç tipi ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dikkate alınır.

Ağır Ceza Avukatı Seçerken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Ceza dosyasında avukat seçimi yapılırken yalnızca internette kullanılan tanıtım ifadeleri üzerinden değerlendirme yapılmaması gerekir.

Özellikle ağır ceza dosyalarında avukatın dosyaya nasıl yaklaştığı daha önemlidir.

Dosyanın Ayrıntılı İncelenmesi

Savunma yapılabilmesi için soruşturma veya kovuşturma evrakının sistematik biçimde incelenmesi gerekir.

İddianame tek başına dosyanın tamamı değildir.

İddianamede yer almayan fakat soruşturma dosyası içerisinde bulunan bir tutanak, rapor veya ifade yargılamanın sonucunu etkileyebilir.

Teknik Delillerin Anlaşılması

Bilişim ve banka verilerinin yoğun olduğu dosyalarda teknik delilin nasıl oluştuğunun anlaşılması önemlidir.

Bir IP kaydının, telefon sinyalinin veya banka hareketinin neyi gösterdiği kadar neyi göstermediğinin de bilinmesi gerekir.

Soruşturmanın Başından İtibaren Savunma

Ağır ceza avukatının görevi yalnızca duruşmada sözlü savunma yapmak değildir.

Soruşturma sırasında dosyaya sunulabilecek delillerin belirlenmesi, ifade stratejisi, tutuklama değerlendirmesi ve diğer koruma tedbirleri de savunmanın önemli bölümleridir.

İstanbul’daki ağır ceza ve ceza hukuku uygulamalarına ilişkin ayrıntılı mesleki içerikler için Avukat Tevfik Yıldırım’ın resmi internet sitesindeki ağır ceza hukuku yayınları incelenebilir.

Ağır Ceza Avukatı Ücreti Ne Kadar?

Ağır ceza avukatlığı için her dosyada geçerli tek bir ücret belirlenmesi mümkün değildir.

Ücret;

  • Suçlama konusu,
  • Dosyanın kapsamı,
  • Sanık sayısı,
  • Tutukluluk durumu,
  • Delil miktarı,
  • Yargılamanın gerçekleştirileceği yer,
  • Dosyada yapılması gereken teknik çalışmalar

gibi unsurlara göre değişebilir.

Avukatlık ücretinin somut dosya incelenmeden yalnızca suç adı üzerinden değerlendirilmesi sağlıklı olmayabilir.

Ağır Ceza Davaları Hakkında Sık Sorulan Sorular

Ağır Ceza Davasında Avukat Zorunlu mudur?

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğu bazı durumlar bulunmaktadır.

Bunun dışında kişi kendi seçeceği bir avukat aracılığıyla savunmasını gerçekleştirebilir.

Ağır Ceza Davası Ne Kadar Sürer?

Her dosya bakımından geçerli kesin bir süre bulunmamaktadır.

Tanık sayısı, bilirkişi incelemeleri, dijital materyaller, sanık sayısı, tutukluluk durumu ve mahkemenin iş yoğunluğu yargılama süresini etkileyebilir.

Ağır Ceza Davasında İlk Duruşmada Tahliye Olabilir mi?

Evet. Hukuki şartların oluşması halinde ilk duruşmada veya yargılamanın sonraki aşamalarında tahliye kararı verilmesi mümkündür.

Ancak tutukluluk değerlendirmesi her dosyada somut delillere göre yapılır.

Ağır Ceza Davasında Beraat Mümkün müdür?

Elbette.

Bir kişinin ağır bir suçla itham edilmiş olması mahkûm olacağı anlamına gelmez.

Mahkeme yargılama sonunda suçun sanık tarafından işlendiğini hukuken yeterli şekilde sabit görmezse beraat kararı verebilir.

IP Adresi Tek Başına Yeterli midir?

IP adresinin hukuki değeri dosyanın bütününe göre belirlenmelidir.

Bir internet aboneliğinin belirli bir kişiye ait olması, internet üzerinden yapılan her işlemin bizzat o kişi tarafından gerçekleştirildiğini otomatik olarak göstermez.

Banka Hesabının Kullanılması Tek Başına Dolandırıcılık Suçunu Oluşturur mu?

Her olay kendi koşulları içerisinde değerlendirilmelidir.

Ceza sorumluluğu bakımından kişinin bilgisi, kastı, işlem üzerindeki hâkimiyeti ve diğer deliller önemlidir.

Telefonun Sanığa Ait Olması İçindeki Her Verinin Sanığa Ait Olduğunu Gösterir mi?

Her durumda göstermez.

Cihazın fiili kullanımı, hesap bilgileri, oturum kayıtları ve dosyada bulunan diğer teknik deliller birlikte incelenmelidir.

Sonuç: Ağır Ceza Davalarında Dosya Bütün Olarak Değerlendirilmelidir

Ağır ceza yargılamalarında suçun adının veya dosyadaki tek bir delilin üzerinden sonuç çıkarmak doğru değildir.

Savunmanın merkezinde üç temel soru bulunmalıdır:

Ne olduğu iddia ediliyor?

Bu iddiayı hangi deliller destekliyor?

Bu deliller, sanığın suçun bütün unsurlarını gerçekleştirdiğini hukuken yeterli ve kesin biçimde ortaya koyuyor mu?

Bu soruların birbirinden ayrılması, ceza yargılamasında sağlıklı bir değerlendirme yapılmasının temelidir.

Özellikle dijital delillerin, banka kayıtlarının ve teknik verilerin giderek daha fazla kullanıldığı günümüz ceza soruşturmalarında görünüşte güçlü olan bir delilin teknik ve hukuki inceleme sonrasında farklı anlam taşıdığı görülebilir.

Bu nedenle ağır ceza dosyaları yalnızca suç isnadına değil; delilin kaynağına, delilin sanıkla bağlantısına, suç kastına ve ceza muhakemesi kurallarına birlikte bakılarak değerlendirilmelidir.

Uyuşturucu Kullanma Suçu Denetimli Serbestlik Kapatma Dava Düşmesi Yargıtay Kararı

Bu yazıda uyuşturucu suçundan ötürü kişi hakkında denetimli serbestlik kararı alınmış birine karşı usulsüz tebligat yapılması yani Tebligat Kanunu 35.maddesine göre yapılmasının denetimli serbestlik dosyasının kapatılmış olmasına ve ceza davasının açılmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkin Yargıtay kararı bulunmaktadır.

20. Ceza Dairesi         2019/6508 E.  ,  2020/2642 K.

“İçtihat Metni”


Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
Hüküm : Mahkûmiyet

Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanığın yokluğunda verilen 06/11/2014 tarihli hükme ilişkin gerekçeli kararın, bilinen en son adresi olan talimat mahkemesinde 01/02/2011 tarihinde bildirdiği “Kışla mahallesi 52.cadde Tunahan İş Merkezi no:29/6 Merkez Antalya” adresine yapılan tebligatın iade olmasından sonra, dosyada bulunan ve görevli Polis Memurları’nca düzenlenen 20/02/2012 tarihli araştırma tutanağında ve ekindeki yerleşim yeri adresinin belirtildiği belgede yazılı adres kayıt sistemindeki “Pınarbaşı mahallesi 717 sokak no:4/10 Konyaaltı – Antalya” adresine 7201 sayılı Tebligat Yasasının 21.maddesindeki usullere göre tebliğ edilmesi yerine, önceki “Kışla mahallesi 52.cadde Tunahan İş Merkezi no: 29/6 Merkez Antalya” adresine Tebligat Yasasının 35.maddesindeki usule göre 29/01/2015 tarihinde yapılan tebliğin usulsüz olması karşısında, daha sonra “Pınarbaşı mahallesi 717 sokak no:4/10 Konyaaltı – Antalya” adresine 7201 sayılı Tebligat Yasasının 21.maddesine göre 10/04/2015 tarihinde yapılan usulüne uygun tebliğ ile temyiz süresinin başlaması gerektiği ve sanığın temyizinin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
Gerekçeli karar başlığında ”30/06/2009 ” olan suç tarihinin “02/03/2009” olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir görülmüştür.
1) Dosya kapsamına göre suç tarihinden sonra, hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la değişik TCK’nın 191. maddesinde yer alan düzenlemeler yönünden değerlendirme ve karşılaştırma yapıldıktan sonra sonucuna göre, lehe kanun tespit edilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, belirtilen nitelikte karşılaştırma ve somutlaştırma yapılmadan hüküm kurulması,
2) Anayasa’nın 141. maddesinin 3. fıkrası ile 5271 sayılı CMK’nın 34/1 ve 230. maddeleri gereğince hükmün gerekçe bölümünde, sanığın lehindeki ve aleyhindeki delillerin belirtilmesi, tüm delillerin ayrı ayrı tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilenlerin belirlenmesi, hangi delile hangi nedenlerle üstünlük tanındığının belirtilmesi, delillerle ulaşılan kanıya göre sanığın sabit kabul edilen fiilleri açıklanarak bunun nitelendirilmesi, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun saptanması gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması,
3) Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine sanığın uymadığının bildirilmesi üzerine, Mahkemece sanığa “tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uymadığının iddia edilmesi nedeniyle, duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunması veya diyeceklerini duruşma gününe kadar yazılı olarak bildirmesi gerektiği, mazeretsiz olarak duruşmaya gelmediği ve diyeceklerini yazılı olarak bildirmediği takdirde tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uymadığı kabul edilerek hakkında hüküm kurulacağı” uyarısını içeren davetiye tebliğ edilmesi gerektiği halde, yukarıda belirtilen nitelikte davetiye tebliğ edilmeden veya sanık dinlenmeden sanığın yokluğunda savunma hakkı kısıtlanarak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uymadığından bahisle hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması,
4) Sanık hakkında verilen 05/07/2012 tarihli tedavi ve denetimli serbestlik kararının infazı için İzmir Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nce sanığa gönderilen 14.06.2013 tarihli çağrı yazısının; bilinen en son adresi olan 01.02.2011 tarihinde talimat mahkemesinde bildirdiği “Kışla mahallesi 52. cadde Tunahan İş Merkezi no: 29/6 Merkez Antalya” adresine ilk önce gönderilmesi, bu tebligatın iade olması halinde ise, dosyada bulunan ve görevli Polis Memurları’nca düzenlenen 20.02.2012 tarihli araştırma tutanağında ve ekindeki yerleşim yeri adresinin belirtildiği belgede yazılı adres kayıt sistemindeki “Pınarbaşı mahallesi 717 sokak no:4/10 Konyaaltı – Antalya” adresine 7201 sayılı Tebligat Yasasının 21.maddesindeki usullere göre tebliğ edilmesi yerine, sanığın daha önceki adresi olan “Üniversite mahallesi Karayel Mermer arkası Salihliler Sitesi no:13 Çeşme/İzmir” adresine Tebligat Yasasının 35.maddesindeki usule göre 07.10.2013 tarihinde yapılan tebliğin usulsüz olması karşısında, çağrıdan usulünce haberdar edilmeyen sanığın, hakkında verilen 05/07/2012 tarihli tedavi ve denetimli serbestlik kararının gereklerine uymadığının kabul edilemeyeceğinin gözetilmemesi,
5) Kabule göre de;
a- Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra;
Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
b- Sanığa verilen adli para cezası taksitlendirilirken, TCK’nın 52. maddesinin 4. fıkrası yerine 2. fıkrasının uygulama maddesi olarak gösterilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, 09/06/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

İlgili Makaleler :

En iyi Ağır Ceza Avukatı

En iyi ağır ceza avukatı gibi bir tabir olmasada insanların arayışını geçtiği bir arama türüdür. En iyi ağır ceza avukatı, ceza avukatı, boşanma avukatı, iş hukuku avukatı gibi bir teknik terim bulunmamaktadır. En iyi ceza avukatı arayarak davalarının kazanılmasını isteyen vatandaşlar şunu iyi bilmeliler ki hiçbir avukat davanın kazanılması için garanti veremez.

En iyi Ceza Avukatı

İnsanlar kendini mahkemede en iyi şekilde savunacak avukat arayışına girmektedirler. En iyi ceza avukatı veya en iyi ağır ceza avukatı arayışı insanların en sıklıkla aradığı bir durumdur. Ceza avukatı olarak anlaştığı avukatlardan çok fazla beklentiler içine girmektedirler.

Ceza Avukatı ve Ağır Ceza Avukatı

İnsanlar genelde Ceza avukatı olarak görev alan avukatlar asliye ceza mahkemeleri ve diğer mahkemelerin görevli olduğu mahkemelerde davalara girmesini beklerler. Ağır ceza avukatı olarak görev yapan avukatların ise işte uyuşturucu davaları, cinsel taciz, cinsel istismar, adam öldürme suçları gibi davaların görüldüğü ağır ceza mahkemelerinde görülen davaları takip ettiğini düşünürler. Bu görüş yanlıştır. Ceza avukatı veya ağır ceza mahkemesi gibi bir ayrım yoktur.

Ceza Avukatı İstanbul

ceza avukatı istanbul veya başka şehirlerde dava alabilmektedir. ceza avukatı olarak görev alan avukatlık bürosu istanbul dışındaysa dahi istanbulda ceza davasını alabilmektedir. Bu açıdan avukat ile etkileşime geçmede problem bulunmuyorsa ankara, izmir, diyarbakır fark etmeksizin ceza avukatı dava alabilmektedir.

Ceza Avukatı Tavsiye İstanbul

İstanbul’da ceza avukatı tavsiye eş ve dosttan tavsiye alabileceğiniz gibi insanlar kendileride avukatları tanıyarak avukat hakkında bilgi edinebilirler. ceza avukatı tavsiye istanbul‘da en çok avukat arama yöntemidir. Ama tavsiye ceza avukatı ile bazı durumlar anlaşma sağlanamayadabilir. Bu sebeple ceza avukatı ile birebir görüşmekte fayda bulunmaktadır.

Ağır Ceza Avukatı


Türkiye’de ağır ceza avukatı sayısı git gide bu alana ilgi duyan ceza avukatı sayısının artmasıyla birlikte nitelik kazanmaya başlamıştır. Ceza avukatı, ağır ceza avukatı gibi terimler avukatlık kanununda yer olmasa da pratikte bu alanda çalışan ceza avukatları bulunmaktadır.

Ceza Avukatı ile Ağır Ceza Avukatı

Ceza avukatı ile ağır ceza avukatı arasında bir fark yoktur. Ağır ceza avukatı tabiri genelde halk arasında yakıştırılan bir tabirdir. Ağır ceza avukatı, denilince ağır ceza mahkemelerinde olan davalara bakan avukatlar için söylenmektedir. Kasten öldürme, uyuşturucu ticareti suçu , cinsel istismar suçu, cinsel saldırı suçu gibi suçlar ağır ceza mahkemelerinde görülür. Ceza avukatı tabiriyle her türlü ceza davalarına bakan dava avukatıdır. Hakaret suçuda dahil olmak üzere uyuşturucu ticareti suçu olsun bütün davalara ceza avukatı davaları üstlenebilecektir.

Ceza Avukatı İstanbul

Ceza avukatı istanbul‘da sayısı gibi spesifik tutulmuş bir istatistik bulunmamaktadır. Ancak istanbul ceza avukatı anlamında nitelikli avukat artışıyla ilerleme göstermektedir.

İstanbul Ceza Avukatı Tavsiye

Tavsiye niteliğinde en büyük karar sizin avukat hakkındaki düşünceleriniz ve güveninizdir. ceza avukatı tavsiyesi alırken önemli olan fiyat olmamalıdır. Önemli olan gizlilik içerisinde davanızın tamamına kadar gerekli özeni göstermesidir.

Ceza Avukatı Ücreti

Ceza avukatı avukatlık ücreti avukatların en son konuştuğu hususlardan birisi olsa da yıllarca dosyaların takibi yapılacağı göz ardı edilmemelidir.



Cinsel İstismar Cinsel Dokunulmazlığa Tehdit Suçu

Cinsel istismar suçundan soruşturması devam eden suça sürüklenen çocuğun yeni adreslerini tespit kişinin evinin önünde beklenmesi direk tehdit olarak algılanmaması gerektiğine ilişkin Yargıtay kararı bulunmaktadır.

4. Ceza Dairesi         2017/9481 E.  ,  2018/6594 K.
“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi
SUÇ : Tehdit
HÜKÜM : Mahkumiyet

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-Suça sürüklenen çocuklar, olaydan önce mağdura karşı cinsel istismarda bulunduğu, bu nedenle Cumhuriyet Savcılığında soruşturmanın sürmekte olduğu, mağdurenin de ailesiyle başka bir eve taşındıkları, suça sürüklenen çocuklar bu olaylardan sonra mağdurenin yeni taşındıkları evin önüne gidip beklediğinden dolayı tehdit suçunu işlediğinden bahisle hakkında dava açıldığı, mahkemece eylemin bu şekilde kabul edilerek TCK’ nın 106/1-1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; tehdit suçunda öngörülen “bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğine…” dair tehdit öğelerinin ne suretle oluştuğu kanıtlara dayalı olarak açıklanıp gerekçeye yansıtılmadan eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Kabule göre ise;
02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve suça sürüklenen çocuğa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Cinsel Suçlar Avukatı

Hırsızlık Suçunda Etkin Pişmanlık

Hırsızlık suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması sonrası Yargıtay incelemesinde bu konuya değinilmiş ve suça sürüklenmiş olan çocukların çaldıkları traş makinası ve diğer aletlerin sahibine iade edilmiş olmasını etkin pişmanlık hükümlerinin varolabileceğini düşünerek bozma kararı vermiş ve yerel mahkemeye tekrar göndermiştir.

17. Ceza Dairesi         2017/740 E.  ,  2017/6813 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme, suç eşyasının satın alınması
HÜKÜM : Mahkumiyet

Yerel mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
I-Sanık … hakkında suç eşyasının satın alınması suçu ile suça sürüklenen çocuklar … ve … haklarında konut dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçları yönünden kurulan hükümlere ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre, sanık … ile suça sürüklenen çocuklar … ve … müdafinin temyiz nedenleri yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,
II-Suça sürüklenen çocuklar … ve … haklarında hırsızlık suçuna yönelik kurulan hükümlere ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun suça sürüklenen çocuklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz nedenleri de yerinde görülmemiştir.
Ancak;
18.01.2014 tarihli olay yakalama muhafaza altına alma tutanağı içeriğine göre suça sürüklenen çocukların başka suçtan yakalanmaları üzerine …’ın üzerinde bulunan deri mont ve yine üzerinden elde edilen traş makinasını katılanın konutundan çaldıklarını beyan ederek katılana iadesini sağladıklarının anlaşılması karşısında; katılandan suça sürüklenen çocuklar hakkında kısmi iade nedeni ile etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına muvafakatı sorularak sonucuna göre suça sürüklenen çocuklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168/1-4. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuklar … ve … müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 31.05.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Denetim Süresinin Hapis Cezasından Az Olamayacağı Yargıtay

Hapis cezaları ve mahkumiyetlerden sonra denetimli serbestlik hükümlerine göre süre belirlenebilmektedir. Ancak denetim süresinin belirlenmesinde adli hapis cezasından olamayacağı 51/3. maddesi uyarınca belirlenmiştir. İşte bu kararı içinde barındıran Yargıtay Kararı ;

2. Ceza Dairesi         2014/38067 E.  ,  2017/6212 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık, mala zarar verme
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş, dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1- Sanıklardan … tarafından suç tarihinden bir gün önce kiralanan … plakalı araç ile, katılan …’in… plakalı aracının bulunduğu sokakta yakıt hırsızlığı yapıldığına ilişkin yapılan ihbar üzerine sanıkların, kolluk görevlilerince ihbara konu olaydan başka bir mahalde ihbarda belirtilen … plakalı araç içinde yakalanmaları şeklinde gerçekleşen olayda, sanıkların aynı gece benzer şekilde araçlarından yakıt çalınan diğer katılan … ve müştekiler … ile …’ün araçlarının bulunduğu bölgelere yakın bir yerde bulunan katılan …’nın aracından yakıt çalmaya kalkışmaları dışında, çalınanların ele geçirilememiş olması ve sanıkların atılı suçlamaları kabul etmemeleri karşısında, sanıkların katılan … ve müştekiler … ile …’e yönelik eylemleri sebebiyle kendilerine yüklenen hırsızlık suçlarından savunmalarının aksine, mahkumiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerin nelerden ibaret olduğu denetime olanak verecek şekilde açıklanıp gösterilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
2- İddianame ile sanıklar hakkında hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b maddesinin uygulanması talebiyle kamu davası açılması ve sevk maddelerinde aynı Kanun’un 143/1. maddesinin uygulanmasının talep edilmemiş olması karşısında, sanıklara ek savunma hakkı verilmeden, hırsızlık suçundan kurulan hükümlerde TCK’nın 143/1. maddesi ile gece vaktinden arttırım yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 226. maddesine aykırı davranılması,
3- Sanıklar hakkında mala zarar verme suçundan kurulan kısa süreli hapis cezalarına ilişkin mahkumiyet hükümleri ile sanıklar … ve … hakkında katılan …’e yönelik hırsızlık suçlarından kurulan kısa süreli hapis cezalarına ilişkin mahkumiyet hükümleri bakımından, sanıkların savunmalarında belirttikleri haklarında lehe olan hükümlerin uygulanmasına yönelik taleplerinin, 5237 sayılı TCK’nın 50. maddesindeki hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesine ilişkin hükümleri de kapsadığı nazara alınarak sanıklar hakkında TCK’nın 50. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
4- Sanıklar … ve … hakkında, katılan …’e yönelik hırsızlık suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri bakımından, hırsızlığa teşebbüs eylemi nedeniyle mevcut bir zarar olmadığı gibi adli sicil kayıtlarına göre suç tarihinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel sabıkalarının bulunmadığı anlaşılan sanıklar …hakkında; 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (b) bendinde belirtilen ”sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları” gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanıya göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının değerlendirilmesi gerektiği halde ”Katılanın zararlarının karşılanmadığı anlaşıldığından…” şeklindeki dosya kapsamına ve yasa hükümlerine uygun olmayan yetersiz gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
5- Sanıklar … ve … hakkında, katılan …’e yönelik hırsızlık, katılan … ile müştekiler … ve …’e yönelik mala zarar verme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri bakımından, 5237 sayılı Kanun’un 53/4. maddesinde yer alan “Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme karşısında, kısa süreli hapis cezası ertelenen sanıklar hakkında, aynı Kanun’un 53/1. maddesindeki hak yoksunluklarına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi,
6- Kabule göre de; sanıklar … ve … hakkında, katılan … ile müştekiler … ve …’e yönelik hırsızlık suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri bakımından, 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinin 3. fıkrası, “Cezası ertelenen hükümlü hakkında, 1 yıldan az 3 yıldan fazla olmamak üzere bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı mahkum olunan ceza süresinden az olamaz” şeklinde olup; somut olayda, mahkum olunan ceza sürelerinin 1 yıl 11 ay 10 gün olmasına karşılık, denetim sürelerinin 1 yıl olarak belirlenmesi yasaya açıkça aykırılık oluşturduğu gibi bu husus aleyhe değiştirmeme yasağı kapsamında da değerlendirilemez. Bu nedenle sanıklar… hakkında 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b, 143/1 ve 62/1. maddelerinin uygulanması suretiyle hükmolunan 1 yıl 1 ay 10 gün süreli hapis cezalarının ertelenmesi nedeniyle belirlenen denetim sürelerinin, aynı Kanun’un 51/3. maddesi uyarınca ceza sürelerinden az olamayacağı gözetilmeden 1 yıl denetim süreleri belirlenmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafii ile sanıklar …, … ve …’nün temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 29/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Konut Dokunulmazlığına Teşebbüs Suçu Yargıtay Kararı

Konut dokunulmazlığı suçunun teşebbüs aşamasında kalmasına ilişkin Yargıtay kararıyla bozulmuştur. Bozma gereği sanığın binaya girdikten sonra daire kapısını zorlamaya çalışırken daire sahibinin müdahalesi sonrası engel olunması sonrası teşebbüs değil tam olarak suçun işlendiği kabul edilmesi gerektiği göz önüne alınmasına karar vermiştir. Bu durumda suça teşebbüs hükümlerini incelemek gerekmektedir. İşte bu karar;

2. Ceza Dairesi         2014/38312 E.  ,  2017/6176 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
I-Sanık … hakkında hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından; sanık … hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelemesinde;
Sanıklar tarafından müştekinin oturduğu apartmanın 2. katındaki müştekiye ait ikametin kapısı zorlamaları, ancak içeri giremeden kovalamaca sonucunda yakalanmaları şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın müştekinin ikametinin bulunduğu apartmana girmesiyle konut dokunulmazlığının ihlali suçunun tamamlandığı gözetilmeden, suçun teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulması; adli sicil kaydına göre, Kocaeli 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/04/2008 tarih ve 2007/438 E.-2008/213 K. sayılı ilamı tekerrüre esas teşkil eden mahkumiyeti bulunan sanık … hakkında hükmolunan hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nın 58/6-7. maddesi uyarınca, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükümlerin istem gibi ONANMASINA,
II-Sanık … hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelemesinde;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş; dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/02/2009 tarih ve 2008/11-250, 2009/13 sayılı kararında da belirtildiği üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif koşullarından birisi de suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi olduğu ancak herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşulun aranmayacağı, hırsızlık suçunun teşebbüs aşamasında kalıp herhangi bir zarar doğmaması, konut dokunulmazlığının ihlali suçunun zarar doğurmaya elverişli suçlardan olmadığı ve sanığın suç tarihinden önce silinme koşulları oluşan mahkumiyetinin bulunduğu gözetilmeden, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki kanaat ile hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesi gerekirken “sanıklara verilen cezaların süresi, sanıkların kasıtlı suçtan mahkumiyetinin olması, suçun işlenmesiyle dosyaya yansıyan zararının belirlendiği, işbu davada meydana gelen maddi zararın giderilmediği göz önünde bulundurularak” biçimindeki dosya içeriğine uygun olmayan, yetersiz gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
2-Sanık tarafından müştekiye ait ikametin kapısı zorlandıktan sonra ihbar üzerine olay yerine gelen kolluk görevlilerinin sanığın bulunduğu aracı suça konu apartmanın önünde görmesi üzerine sanığın kovalamaca neticesinde yakalandığının anlaşılması karşısında, konut dokunulmazlığının ihlali suçunun tamamlandığı gözetilmeden suçun teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 29/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Uyuşturucu Dava Yargıtay Kararları

Bu web sitede genel olarak uyuşturucu davaları sonunda Yargıtay tarafından verilmiş kararlara göz atıyoruz. Bozma kararların çoğunlukla yer aldığı bu web sitesinde uyuşturucu madde taşımak, uyuşturucu ticareti yapmak, uyuşturucu kullanma suçu, uyuşturucu bulundurma suçu gibi davalara ilişkin kararlar bulunmaktadır.

Ceza Avukatı ve Ağır Ceza Avukatı

Ceza avukatı ve ağır ceza avukatı gibi bir terim kanunumuzda bulunmamış olsa da uyuşturucu ticareti yapmak, uyuşturucu imal etmek suçu ağır ceza mahkemelerinde görülmektedir. Bu davalara ilişkin ağır ceza avukatları istanbul’da başka illerde savunma yaparken Yargıtay kararlarına ihtiyaç duyabilmektedir. Bu yönüyle bu web sitedeki Yargıtay kararları ışığında savunmalar gerçekleştirebilmektedir.

Bunun dışında https://www.tevfikyildirim.av.tr/ sitesinden diğer hukuki makalelere ulaşabilirsiniz. Ceza avukatı istanbul’da gün geçtikçe artmakta ve uyuşturucu davalarına bakan avukat sayısı da nitelik olarak artmaktadır.

Ağır Ceza Avukatı

Ağır ceza avukatı gibi bir teknik terim olmasa da pratikte ağır ceza davalarında kendini geliştirmeye çalışan avukatlar bulunmaktadır. Ağır ceza avukatı istanbul’da teknoloji ve yeni mezun sayısı ile birlikte artış göstermektedir. Ağır ceza davalarının en çok karşılaşılan suç tiplerinden birisi de uyuşturucu ticareti yapmak suçu ve uyuşturucu imal etmek suçudur. Bu davalarda ağır ceza avukatı tüm dosyanın baştan sona incelemesini yaparak duruşmalarını takip edip gerekli kararların itirazını gerçekleştirerek müvekkili tutuklu ise cezaevinde gerekli görüşmeleri yapmaktadır.

Uyuşturucu Davası

Uyuşturucu davaları, ticareti ve imali ağır ceza mahkemelerinde yargılamaları yapılırken uyuşturucu bulundurma, kullanmak suçları ise asliye ceza mahkemelerinde yargılamaları yapılmaktadır. Bu sebeple ceza avukatı aracılığı ile bu davalarda önce suçun nevii yönünde çalışma yapılmalı sonrasında bu temel üzerine savunma icra edilmelidir.

Uyuşturucu Ticareti Suçu Telefon Görüşmeleri Yargıtay Kararı

Uyuşturucu ticareti suçunda tutuklanan faillerin sadece telefon görüşmelerine dayanarak verilen mahkumiyet kararının bozulmasına karar verilmiştir. Uyuşturucu madde kullanımı olarak ceza verilmesi gerekirken uyuşturucu ticareti suçundan ceza verilmesi bozma kararı sayılmıştır. Ayrıca bu karara göre uyuşturucu ticareti suçu için tek bir suç işlendiği gözetilmeden zincirleme suçtan ceza verilmesi bozma nedeni yapılmıştır. İşte Yargıtay Kararı;

20. Ceza Dairesi         2018/4676 E.  ,  2019/2864 K.
“İçtihat Metni”

İNCELENEN KARARLA
İLGİLİ BİLGİLER
Mahkeme : ANKARA Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Mahkemesi


Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler; sanık …, sanıklar …, …, … ve … müdafiileri ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle, temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
1- Sanıklar …, …, … ve … hakkında kurulan mahkumiyet hükümleri ile sanık … hakkında kurulan beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Sanıklar … ve … müdafiilerinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteklerinin, sanık … bakımından hükmedilen cezanın süresine göre; sanık … bakımından ise 08/03/2018 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren … sayılı Kanunun 94. maddesi ile … sayılı Kanun’un 299/1-1. cümlesine getirilen değişiklik uyarınca takdiren reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.
Dosya içeriğine uygun mahkemenin kabul ve gerekçesinde isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Sanık …’nun adli sicil kaydında yer alan ve tekerrüre esas alınan hükümlülüğün “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçuna ilişkin olduğu, 6545 sayılı Kanunla getirilen TCK’nın 191. maddesindeki değişiklikler ile koşullarının oluşması durumunda, “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” ve “davanın düşmesi” seçeneklerine de yer verilmesi nedeniyle, tekerrüre esas alınan ilamla ilgili olarak yasal değişiklik sonrası bir uyarlama işlemi yapılıp yapılmadığının araştırılması, yapılmamışsa uyarlama yargılaması yapıldıktan sonra sonucuna göre tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
… sayılı CMK’nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile CMK’nın 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanık … müdafiinin tanık beyanlarının gerçeğe aykırı olduğuna, suçun maddi unsurunun oluşmadığına; sanık … müdafiinin suçu işlediğine ilişkin yeterli delil bulunmadığına, ele geçen maddenin ticarete elverişli olmadığına; sanık … müdafiinin sanığın kullanıcı olduğuna, TCK’nın 43. maddesinin uygulanmasının hukuka aykrırı olduğuna; sanık … müdafiinin suç vasfında hataya düşüldüğüne, sanık hakkında TCK 191/1 maddesinin uygulanmasının gerektiğine; Cumhuriyet Savcısının sanık …’ın 27/11/2016 tarihli eylemleri nedeniyle hakkında TCK’nın 43/1 maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin temyiz istemlerinin hükümlerin hukuki yönüne ait olduğu değerlendirilerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede;
Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükümlere ilişkin istinaf isteklerinin kaldırılarak yeniden yapılan yargılama sonucu verilen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan, sanık …, sanıklar …, …, … ve … müdafiileri ve Cumhuriyet Savcısı yerinde görülmeyen temyiz isteminin CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, tutuklama koşullarında bir değişiklik olmaması ve tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık … hakkındaki tahliye talebinin reddine,
2-Sanık … hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesinde ise;
… sayılı CMK’nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile CMK’nın 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanık …’in tanık …’in beyanlarında doğruyu söylediğini, kolluk görevlilerinin kendisine suç attığını, atılı suçu işlemediğine ilişkin temyiz istemlerinin hükmün hukuki yönüne ait olduğu değerlendirilerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
25/11/2016 tarihli olayda, sanığın ticari amaçlı olarak uyuşturucu madde nakletmek suretiyle atılı suçu işlediği sabit ise de; 22/11/2016 tarihli olayda, kendisinden herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmeyen sanığın tüm aşamalardaki ısrarlı savunmalarının aksine atılı suçu işlediğine ilişkin, hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayrı soruşturma yürütülen yaşı küçük … ile yapmış olduğu içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek telefon görüşmeleri dışında, her türlü kuşkudan uzak, mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı; 18/12/2016 tarihli olayda ise, kendisinde bulunan 0,05 gram eroinle yakalanması durumunun temadi eden uyuşturucu madde bulundurma olduğu, herhangi bir kişiye vermediği ya da satmadığı anlaşılmakla; sanığın tek olan eyleminin bir suç oluşturduğu ve zincirleme suçun koşullarının oluşmadığı gözetilmeden, TCK’nın 188/3. maddesinin 2. cümlesi ve 43/1. maddesinin uygulanması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini, Kanuna aykırı, sanık …’in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 28/02/2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren … sayılı Kanunun 8. maddesi ile … sayılı CMK’nın 304/2. maddesine eklenen (a) bendi uyarınca dosyanın Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesine; kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmesine, 09/05/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.